Sertaç KOT
5.Yaz
HAYALLERİMİZ NEREDE BİZ NEREDEYİZ
hep hayaller kurarız hayatta hep ulaşmaya çalışırız düşüncelerimizdeki güzelliklere. çalışırız çabalarız ömür boyu ama hayal nedir ulaşmak istediğimiz, sonu var mıdır. hep isteriz en iyisine sahip olmak için, iyi olmak için sabrederiz, bekleriz, dinleriz ve büyürüz. büyüdükçe hayatta neyin hayal edilip neyin edilmeyeceğini ya da hayallerin aslında hayatımıza yön vermeyen olduğunu anlarız. büyürüz değişik iklimlerin yetiştirdiği bahçelerde, oradaki çiçekler gibi olur rengimiz ve onlara benzer kokumuz, çıkamayız dışına asla o bahçenin, biliriz ki dışarda hayallerimiz var fakat çıkmak gerektirir o bahçeden hayale ulaşmak. ne yazıktır ki kimse istemez bahçeden çıkılmasını ve biz de isteyemeyiz neden olduğunu bilmeden. kim bizim köklerimizi ekmiştir ki o toprağa çıkmamızı istemeyen kapıdan. hayallerimiz daima kapıların ardındadır, bizi tatmin edecek olanın orada olduğunu biliriz fakat aklımız ordadır da bir türlü kopamayız köklerimizin saklı olduğu o topraktan. nedir bizi o kapıların ardındakine çeken bilmeyiz ama hayallerimiz oradadır deriz. hayallerimiz… kimin kısıtlamalarıyla oluştu ki hayallerimiz? bahçıvanın mı yoksa aynı dalda olduğumuz çiçeklerin mi. kısıtlanmasak açık olsa kapımız hayal kurar mıydık kapıların ardındakilere yoksa başka hayaller mi doğardı yaşamamızı heyecanlandıracak bizim her sabah güneşin doğuşuyla açmamıza vesile olacak. nedir hayat? nedir hayal? nedir bizi ayakta tutan gerçekte ? hayallerimiz mi yoksa soluduğumuz toprak mı ?
insanoğludur ayakta kalan, gelecek için beklemeyi göze alan, kalmak için ölmeyi göze alan. almak için elindekileri verendir insan, ne verdiyse onu alacağını bilir ve ne isterse onu verir. ben ne istiyorum, neden yazıyorum neden paylaşıyorum, ne veriyor ki bana yazdılarım, ne kazandırıyor… saklı işte hayat bu ince çizgide. saklayabilmek aklımızın en ince derin noktalarındaki arzularımızı, isteklerimizi, ideallerimizi koruyabilmek ne uğruna olduğunu bilerek. sonra onları saçmak insana karşılıksız, ama neden karşılıksız olan ilişkilerin hakim olduğu bir dünyada bunu yapmak insana haz verir ki, yapma isteği doğurur ki. çiçeklerimizdeki güzelliği bahçıvana göstermek mi yetiştirilenin kıymetli olduğunun anlaşılmasını sağlamak mı? kim bizim güzel olduğumuza karar verecek bahçıvan mı yoksa çevremizdeki diğer çiçekler mi? hangi çiçek kendi güzelliğini görebilir ki hangi çiçek kendini büyütebilir ki bahçıvan olmadan. ne için yaşıyoruz kendimiz için mi, bahçıvan için mi, diğer çiçeklere var olan güzelliğimizi göstermek için mi yoksa kapıların ardındaki hayallerimize ulaşmak için mi? ne için? nedir bizi ayakta tutan, bahçıvanın serpiştirdiği serin sular mı, her sabah açan güneş mi yoksa bir gün kapının ardındakini görme umudu mu.
her sabah uyandığımızda farklı bir hayat beklemeyiz… hep hayallerimizdeki güzelliğe ulaşmayı bekleriz fakat ya bizden beklenenler… onların ne olduğunu bilir miyiz. nedir ki bir insandan beklenen. her insandan beklenen aynı mıdır ki bir insandan beklenen bütün insanların beklentisini karşılasın. kim bekler ki birisinden hayallerini gerçekleştirmesini, kim gerçekleştirebilir ki bir insanın düşlediği güzelliği. insan insandan ne bekler ki. insan insandan neden bekler ki. insan beklediğinden beklentisini elde edecek umuduna neden kapılır ki? insan neden insandan bekleyecek kadar küçülür ki? neyi bekliyoruz ki bunu yine beklenen gerçekleştirebilsin. beklenen de bekleyen de bir şeyleri beklemiyor mu? her insan bir diğer insan gibi kapıların ardındakini görmek istemiyor mu. hangi çiçek köklerinden kopup da kapıyı açabilir ki. insan o kapıyı açabilir mi ki?
hep sorularımız vardır uçsuz bucaksız boş bulduğumuz araziye savururuz birileri cevap bulur beklentisiyle, yine bir bekleyiş içerisinde. neden bir şeyler bekleriz ki birilerinden ya da Bir’inden. neden beklediklerimiz için harekete geçmeyiz ki?
dünya birbirlerinden birşeyler bekleyen insanlarla dolu. bekleyişlerle dolu. hayallerle dolu. beklenenlerle dolu. hepimize bizim kaldıramayacağımız yüklerin yüklenmediği bir dünyada uyanmak ümidiyle iyi beklentiler.
4.Yaz
GÜMDEMDE TÜRBAN,VAY AMAN AMAN!!!
şimdi size bir soru??? şu anda türbanlı öğrencilerin eğitim kurumlarına bu türbanla girmeleri yasak, herhangi bir kamu hizmetinden de faydalanmak isteyen veya kamu hizmeti sunmak isteyen türbanlı bayanların da alacakları ve verecekleri hizmeti türbansız yapmaları gerekiyor ya… sorun o zaman çözülüyor öyle mi. yani bu insanlar türban taktığında ülke iç huzuru, rejimi ve geleceği için tehlikeli çıkardığında tehlikesiz. bir soru daha?? peki bu insanlar türban taktığı için mi müslüman yoksa müslüman olduğu için mi türban takıyorlar??? yahu bu bayanlar müslüman, zihniyetleri islami düşünceler çerçecesinde tüm insanlığa karşı bağımsız bir şekille şekillenmiş. yani bu insanların zihniyeti türbanlarının üzerlerindeki desenlerde değil yahu… bu insanlar türban taksalar da takmasalar da aynı düşünce içerisinde hayatlarını idame ettirecekler. gelelim programda sorulmasını istediğim soruya, muhakkak tahmin etmişsinizdir.
başı açık modern görünümlü kız kardeşimiz türbanlı öğrenciye şunu soruyor:
başı açık:-tamam diyelim ki türban serbest oldu, ondan sonrası ne olacak??
başı kapalı:-ne mi olacak, ondan sonra birşey olacağı yok ben özgürce dini inançlarıma uygun hizmet verip alabileceğim..
başı açık:- bu mu yani??
başı kapalı:- evet bu daha ne olabilir ki??
sorunun saçmalığını ve içlerdeki korkuyu görüyor musunuz. türban yasağını savunanlar bunu bir tehdit olarak gördükleri için savunuyorlar.. ne yazık işin özünde cehalet var yani sizin anlayacağınız.
benim de bir sorum olacak şimdi bu kadar yazının üzerine türban yasağını savunanlara???
diyelim ki bu ülkedeki dini inançlarını yaşamak için türban takan bütün müslüman bayanlar başlarındaki örtüyü çıkarsalar ne olacak???
sorun çözülecek mi??
çözülecek diyorsanız size bir şey daha söyliim…
e bu türbanlarını çıkaran insanların zihniyetinde bir değişim olacağını mı sanıyorsunuz…
bu kadar da düşük bir muhakeme gücünüz yoktur sanırım.
e bu türbanını çıkaran insanlar 50-100 yıl sonra devletin bütün kademelerinde görev alacaklar türbanlarını çıkardılar ya hani, ondan sonra sizi yönetecekler, e o zaman hepsi birden tekrar türban yasağını kaldırırlarsa ne yapacaksınız.
size gülüyorum sadece gülüyorum. başka diyecek bir şey yok. gülünecek haliniz var. kendinizi o kadar aşağılıyorsunuz ki aslında bizim ekstradan bir laf sokuşturmamıza gerek bile yok.
3.Yazı
Bu yazımı köyümüzde yapılan bir referandumla alakalı olarak yazıyorum belki bölünmeyle ilgili vurgularımla bunu sizlere aktarabilmişimdir.
Osmanlı’nın yıkılışından sonra yıllardır, bu Topraklar’da yaşayan kardeşleri birbirine düşürmek bölmek ve paramparça etmek için ellerinden geleni yapan yukarıda bahsettiğim kesimler bir ince noktanın farkına varmıştır. Biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşların zaafı olan ince bir nokta. Aldanmak…
Evet ben bu şekilde aktarmak istemezdim ama ne yazık ki durum böyle ve hala böyle sürmeye devam ediyor fakat ben bu ayrılığa neden olan durumların sürmesini istemiyorum, sizler de istemiyorsunuzdur.
Yaklaşık yirmi gündür köyümüz sitesinden uzak kaldım Tv’deki yoğun çalışmalarım nedeniyle ama aklım hep sitede ve köydeki referandumun sonuçlarındaydı. Referandum öncesinde sitede yorum yapan değerli köylülerimin düşüncelerine baktığımda aşağı yukarı eşit bir yaklaşım vardı evet veya hayır olması hususunda. Fakat bazı yazılarda evet olursa, bazı yazılarda da hayır olursa, çok karamsar tablolarla karşılaşacağımız izlenimleri vardı. Referandum sonrası bu tablo hayır oyuyla şekillendi ve evet olması gerekirdi diyen değerli köylülerimin yazılarına baktığım kadarıyla kimileri, bundan sonrası karanlık bir gelecektir köyümüz için bu gelişme, dedi kimileri de, hayırlı olsun, çoğunluğun kararı budur, diyerek olacaklara hazırlıklı olmaya çalıştı.
Ben referandum sonuçları hakkında yorum yapmayacağım, yeterince var bu tür yorumlar. Ben referandum sonrası asıl korktuğum gelişmeler hakkında bazı konuları aktarmak istiyorum. Yani referandum sonrası evet ve hayır diyenlerin arasındaki gerilim sonrası yaşanabilecek bir bölünmeden bahsetmek istiyorum.
Belki “Çok saçma düşünüyorsun Sertaç” diyenler olacaktır ama kısa süreli fikir çatışmalarının ileriye dönük bölünmelere neden olabileceğinden korkuyorum. Çünkü geçmişe dönüp baktığımda (60 -70 -80’li yıllarda yaşayanların daha iyi bileceği) bölünmelerin hep böyle basit bir fikir çatışmasından kaynaklandığını görüyorum. Hani sağcısın-solcusun diyerek önce belli bir fikir oluşumu hazırlayan kimi güçler iktidarı ellerine geçirmek için çabalarını başarıyla sonuçlandırırken biz Türkiye vatandaşları olarak çoktan birbirimizi yemeye başlamıştık bile. Şimdi bile sağcılık ve solculuk yüzünden üniversitelerde (hani biz anne-babaların çocuklarının iyi bir geleceğe sahip olmaları için yıllarca maddi kayak aktardığı üniversitelerimiz) yaşanan çatışmaları görmemek için kör olmak gerekir. Görüyor musunuz yıllar öncesinde belli kesimlere hizmet eden bazı köşe yazarlarının ortaya attığı bu fikir akımı bir ülke insanını nasıl parçalamıştır. Yıllardır düşmanı yurttan atmak için omuz omuza çarpışan ataların torunları basit ve gereksiz bir fikir yüzünden birbirini öldürmüştür. Ve ne yazık ki bu acı olayların yarası günümüzde bile kapatılmamış gerektiğinde belli kesimler tarafından kullanılmıştır, kullanılmaya devam etmektedir.
Hemen akabinde yakın tarihimize baktığımızda yine günümüzde devam eden bir başka bölünme Türk- Kürt… Belki kimileriniz yok canım bu millet uyandı artık görüyor bu olayları diyebilir ama doğuda şehit verdiğimiz evlatlarımızın acısını sinemize basıp günlük yaşantımızda görmüş olduğumuz Kürt vatandaşlarımıza “öldürülmesi gereken insan” düşüncesiyle yaklaşan yığınla vatandaşımız var ne yazık ki. Ben Kuran Kursu’nda hafızlık yaptığım dönemlerde öyle değerli Kürt arkadaşlarım vardı ki vatanını, devletini seven… Lise ve üniversitedeyken nice arkadaşlarım vardı Urfa’dan, Mardin’den, Diyarbakır’dan ve nice şehit olmuş oğluna ağıt yakan Kürt analar vardı Çay Tv’ de yapmış olduğum haberlerde. Fakat şunu üzülerek söylüyorum ki hala yanıbaşımda durup da “bunların hepsini yakacaksın” zihniyetine sahip insanlar da mevcut çevremde.
Çok merak ediyorum bizi birbirimize düşüren nedir böyle diye. Evet şunu inkar edemem, bizleri bölmek için en ince hesapları yapan kesimler işlerini iyi yapıyorlar. Gerçekten verim alıyorlar.
Benim asıl korkum nedir biliyor musunuz? Başlıkta da değindiğim gibi bizleri bölmek için uğraşmalarına gerek kalmadı artık yukarıda bahsettiğim kesimlerin, biz zaten kendimizi bölüyoruz. Neden böyle karamsar yazdın diyebilirsiniz ama ben en karanlık olacak tablonun görülmesini ve bu gidişin durmasını istiyorum.
“ Artık böyle bir tablo göremezsin sevgili Sertaç kardeşim” diyecek olanlara da cevabım hazır. Köyümüz sitesinde referandumla ilgili yorumları okumanız yeterlidir. Daha şimdiden karanlık sahneler oluşturanlar var, paragraflarında bol bol “bölünme” kelimesini kullanan köylülerimiz var… Neden mi çünkü köyümüzde yapılan referandum sonrası yaşanacak gelişmelerin pekte iyi olmayacağından korkuyorlar. Çünkü Köy Kahvehanesi’nde ateşli tartışmaların başlayacağından, EVET veya HAYIR diyenlere kötü gözle bakılacağından korkuyorlar. Köyde sırf bu tartışmalar yüzünden birbiriyle konuşmayacak olan insanların olacağından korkuyorlar. Ve ne yazık ki bu korku yerinde bir korku. Çünkü bizi bölmek isteyen kesimler bizi her fırsatta birbirimizi yiyebileceğimiz bir sistemin içine sürükledi ve çekildi kenara.
• Bizi birbirimize yabancı ettiler.
• Bizi birbirimizden korkar ettiler.
• Bizi birbirimize güvenemez ettiler.
• Bizi bize düşman ettiler.
• Bizi düşünemez ettiler.
• Bizi sorgulamaz ettiler.
• Bizi eleştirilemez ettiler.
• Bizi karamsar ettiler.
• Bizi vurdumduymaz ettiler.
• Bizi bizden ettiler.
Evet ne yazık ki bizi öyle bir hale getirdiler ki biz bile anlamadık ne olduğunu ve bugün bir referandum yüzünden köylülerimin içine düşen korku hiç te yersiz değil. Çünkü geçmişe baktığımızda ve günümüzde bir çok ilde, ilçede, mahallede, beldede ve köyde bu tür manzaralarla karşılaşıyoruz. Yani bu durum sadece bizim köye has değil tüm Türkiye’de yaşanır bir durum.
• Fakat tüm Türkiye’de böyle durumlarla karşılaşıyoruz diye biz koyvermeyelim lütfen.
• Bizi sürükledikleri bu davranış biçiminden kurtulalım lütfen.
• Bizi izleyip te gülenleri güldürmeyelim.
• Bölünmüşlüğümüzden zevk alanları zevklerinden mahrum edelim.
• Ne kadar önemli bir referandum olsa da birbirimize olan sevgi ve saygımızı yitirmeyelim.
• Birbirimizi sevelim, saygı duyalım.
• Kırmayalım, yapıcı olalım.
• Eskiden olduğu gibi hoşgörülü, anlayışlı olalım.
• İnsan olduğumuzu ve kul olduğumuzu unutmayalım.
• Elalemin keyfi için geçmişimize hakaret etmeyelim.
• Büyük olalım ki büyük kalalım.
2. Yazı
ULUSAL MEDYANIN MİSYONU
Türkiye’de Medya denince akla bir çok soru işareti takılıyor.Çok sayıda ulusal kanalın bulunduğu ülkemizde tv seyretmek çoğu zaman bir eziyet haline dönüşebiliyor.Bir çok vatandaş henüz bunun bilincinde olmasa da ülkemizde bulunan çok sayıda tv kanalının misyonunun, toplum yapısını bozmak olduğu inkar edilemez bir gerçek.
Şöyle bir göz attığımızda televizyona, en çok karşımıza çıkan programların diziler olduğunu pekalâ görebiliriz.Bu dizilerde vurgulanan en gizli gerçekse çoğu zaman ‘zengin yaşamlar’ olmakta.Refah düzeyinin tam manasıyla üst seviyelerde olmadığı ülkemiz insanı bu diziler vasıtasıyla zengin bir yaşama özendirilmektedir.
Bunca eleştirinin ardından televizyonu bir öcü gibi gösterdiğimi düşünebilirsiniz…Öyle bir niyetim yok.Ben de bir medya mensubuyum, bu yüzden toplumumuza faydalı olabileceğini düşündüğüm bilgileri sunabileceğim bir aracı kötülemek istemem.Demem şu ki insanlık tarihinde bir çok icat vardır.Televizyon da bu önemli icatlardan bir tanesidir.Fakat biz insanoğlu en verimli nimetlerden dahi birbirimize zarar verebileceğimiz bir canavar çıkarabiliriz ortaya.Bizim görevimiz nimetleri en verimli bir şekilde kullanmaktır, yoksa maazallah verem mikrobu gibi musallat olur yaşantımıza da hiç farkında olmadan tehlikenin, birden kararıverir dünyamız.
Sevgiler, Saygılar…
Tarihe şöyle dönüp bir baktığımızda ardımızda kalanların bize kazandırdıklarını görebiliyor ve bunları hala yaşatabiliyor muyuz.Bu güne bir bakalım demeden önce tarihte neler yaptığımızı, neleri başardığımızı, başarılarımızın ardındaki sebep ve gerekçeleri bir gözden geçirmek istiyorum.Bu güne kadar binlerce ilim adamı ve yazar bu konuda muhakkak çok önemli ve değerli eserler vermişlerdir tabi ki fakat bende affınıza sığınarak kendi fikirlerimi yazmak istedim.
Tarih sahnesinde varoluşumuzdan bu yana kahramanlık destanları yazmışız ve zulmetme amaçlı hiçbir hareketimiz olmamıştır.Somut olarak bir tarih bilgisine başvurmadan ilk Türk Devletleri’nin başarısına da biraz değinmek istiyorum.İlk Türk Devletleri’nde bir devletin kuruluş amacının insanları kollamak, korumak, onları aç ve açıkta bırakmamak, adaletli bir yönetimle insanları bir arada tutmak olduğu görülür.Zaman sonra Türkler 751’de Talas Savaşı’nda Çinli’lerle savaşan Müslüman Arapların safına geçmişlerdir ve bu tarihten sonra hızlı bir şekilde Müslüman olmaya başlamışlardır.Bu tarihten sonra Türkler tarih sahnesinde daha etkin rol almaya başlamıştır.Bunda en büyük etken tabii ki İslam Dininin getirdiği sorumluluktur.Bin küsür yıl İslam’a ve adalete hizmet etmiş bir millet olarak tarihimizle övünüyoruz fakat günümüze geldiğimizde neden birbirimizden uzaklaştığımızı,nesiller arası uçurumun neden kaynaklandığını sorguluyor insan.Eski zamanlarda bizlerde var olan adaletin, hoşgörünün ve anlayışın yerini şimdilerde çıkarcılık, üstün görünmek ve vurdumduymazlık almış durumda ne yazık ki.Kimse yanlış anlamasın ve üzerine almasın demeyeceğim çünkü biz bu duruma bu yüzden geldik.Üzerimize almadık söylenenleri, eleştirmedik kendimizi, yargılamadık yanlışlarımızı ve ölçmedik geçmişimizle günümüz arasındaki farkın boyutlarını.
Kurtuluş’ta büyük zaferlere imza attık omuz omuza çarpıştık fakat şimdi birbirimizin kanını emer duruma gelmişiz ne yazık ki.Hayatın her alanında tabiri caizse kendi yumurtamızı pişirmek için komşumuzun evini yakar hale geldik.Kendi çıkarlarımız doğrultusunda yapamayacağımız iş yoktur.Kendi çocuklarımızı bir işe yerleştirmek için en ideal torpilleri yaptırabilmek için uğraşırız fakat sonrasında kendi çocuğumuzdan da şikayetçi oluruz arayıp sormadığı için.Fark ettiniz mi hiç çocuklarımız okulda öğretmenlerinden şikayet eder, biz hastanedeki doktorlardan şikayet ederiz, adliyedeki avukattan hakimden şikayet ederiz, camilerimizdeki din görevlilerimizden şikayet ederiz,emniyet güçlerinden şikayet ederiz, masa başındaki memurdan, veznedardan vs. hep şikayet ederiz işlerini layıkıyla yerine getirmedikleri için.E peki geriye dönüp bir baktığımızda suçun kimde olduğunu araştırdık mı hiç.Bizler değil miydik çocuklarımızı okutmak için varımızı yoğumuzu satıp en iyi üniversitelerde eğitim görmesini sağlayan.Ama ne oldu her birimizin isteği pozitifti,faydalıydı hiçbir art niyetimiz yoktu ama eksiğimiz çoktu.
Ne bu eksikler diye soralım kendimize, bizi toplum olarak bu hale getiren ve bize geçmişimizdeki günlerimizi arattıran.Olaya farklı bir şekilde bakmak istiyorum ben.Sorunu kendimizde arayalım istiyorum yetiştirdiğimiz çocuklarımızda değil.Çünkü onlar yetiştirildiler ve onları biz yetiştirdik, kalkıp ta bu gün, “şimdiki gençler çok haylaz bunlardan adam olmaz” demek yerine “biz nerede yanlış yaptık ki onlar bu hale geldi” diye sorsak belki de çıkarırız sorunu ortaya bilmem bana hak veriyor musunuz.
Biz çocuğumuz okusun Doktor, Mühendis, Öğretmen, Vali vs olsun istedik fakat onun nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu Yüce Yaratan’ın ona ne gibi yetenekler verdiğini araştırmadık hiç.Bıraktık öğretmeninin eline eti senin kemiği benim dedik ve başladık beklemeye…Biz burada hata yaptık değerli büyükler…Allah her kuluna dünya üzerinde insanlığa faydalı olabileceği bazı meziyetler vermiştir, farklı kişiliklerle süslemiş ve ana babalara emanet etmiştir.Peki biz Allah’tan ne istedik…Bir anne muhakkak çocuğunun iyi bir iş sahibi olmasını evine ekmek götürmesini ister, bir baba çocuğunu en üst makamlarda görmek ister ama her baba da aynı şeyi ister çoğunlukla.Düşünsenize Yüce Allah’ın, her babanın isteğini yerine getirdiğini,Ortalık bürokrat dolar fakat yönetecek kimse bulamazlar…Dünya üzerinde bir düzen olmaz.Biz en iyisi mi bırakalım Yüce Allah’ın vermiş olduğu meziyetler doğrultusunda çocuklarımızın yeteneklerini ortaya çıkarmaya çalışalım ki onlar insanlık için en verimli olanı yapsınlar.Unutmayın Fatih’i Fatih yapan Akşemseddin’dir.
Bizler eğitimde çocuklarımızın en iyi eğitimi değil en doğru eğitimi alması için çaba sarfetmeliyiz, çocuklarımızın hangi alana eğilim gösterdiğini biz takip etmeliyiz öğretmeni değil.Çocuklarımız hakkında kararlar alırken öncelikle çocuklarımıza danışmalıyız.Unutmamalıyız ki çocukların ilk eğitimi aldıkları okul kendi evleri, ilk öğretmenleri anne ve babalarıdır.Sizler ne kadar iyi öğretmenler olursanız çocuklarınız da o kadar kaliteli öğrenci olurlar.
Hadi bundan sonra en azından doğru adımlar atalım ki çocuklarımız yanlış koltuklarda oturmasınlar, yanlış meslek sahibi olmasınlar çünkü ülkemizde yeterince bu durumda insan var ne yazık ki.
Eminim ki anlayışımız ne kadar geniş olursa toplum olarak o kadar huzurlu olacağız ve birbirimize hak vereceğiz.Öncelikle kendimizi düzeltmek için uğraş verelim ve Allah’tan çocuklarımızı doktor, mühendis, avukat yapmasını istemek yerine onların hayırlı bir evlat olmasını isteyelim.Emin olun ki Allah hiçbir kulunu açıkta bırakmaz.Bu sayede geçmişte övündüğümüz atalarımızın sırrına muvaffak oluruz ve büyük başarılara tekrar imza atabiliriz.
Yazımı küçük bir hikayeyle sonlandırıyorum.
Dünya
Dünyayı kurtarmanın en kısa ve öz yolu…
Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra pazar sabahı kalktığında bütün
haftanın yorgunluğunu çıkarmak için eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını düşündü. Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu.
Baba oğluna söz vermişti bu hafta sonu sinemaya götürecekti ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritasi gozüne ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni
sinemaya götüreceğim dedi sonra düşündü;
oh be kurtuldum en iyi coğrafya profösörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez. Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına
koşarak geldi ve baba haritayı düzelttim artık sinemaya gidebiliriz
dedi.
Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gordüğünde de halen hayretler içindeydi ve bunu nasıl yaptığını sordu. Çocuk; bana verdiğin haritanın arkasında bir insan vardı
İNSANI DUZELTTİĞİM ZAMAN DÜNYA KENDİLİĞİNDEN DÜZELMİŞTİ.
*Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
11 Yorum Var














« Yorumlar
sertaç kardeşim allah yolunu açık etsin. tv’de izliyorum,güzel bir duruşun ve sunumun var.
NUMAN KÖKÇÜ
SİNOP
Sevgili Sertaç,
Çok güzel şeyler anlatmışsın.Dilimizi de oldukça iyi kullanıyorsun.Düşüncelerinin bazılarına katılmasam da vurguladığın
konular çok önemli.Teşekkürler..
Açuluğun Ömer
Teşekkürler sevgili sertaç yeğenim.
çok güzel bir,hatta anlayana göre birden fazla konuya parmak basmışsın.seninle gurur duyuyoruz.Yolun açık olsun.
Allaha emanet ol.
Sevgili Vahap amcam ve değerli Ömer abim, Numan kardeşim yorumlarınız için çok teşekkür ediyorum.Bir birey olarak üzerime düşen görevleri elimden geldiğince yapmaya çalışıyorum inşallah faydalı olabilmişimdir ve olmaya da devam edeceğim.
DAYUMU GERÇEKDEN COK GÜZEL KONUYA DEĞİNMİŞSİN TEBRİKLER…
sevgili kardesim,
Yazdiginiz yazi cok guzel, umarim ders Alanlar olmustur, biz Oguzluyken dorde bolunduk. Ayrimcilik daha orada baslamisti anlayamadik. Her noktada beraber haraket ederken dort basa bolunmenin sonucu, Resullu’dan hayir oyu cikti… Bence dusunulmeli, dusunmekte gerekiyor. Belki duygu somurusu yapiyorsun diyenler cikacaktir ama bence hicte oyle degil. Karanlik gucler simdiden nifak tohumlarini ekmeye basladi….. Ecdadimiz bir olan sevgili “tarihsel gercekler icersinde Resullu oguzlularin damadidir” Resullu’lar su anda sikinti icersindedirler. Karsi oy kullananlar bugun yollarinin calisma nedeniyle Turkelli’yi kullanamamaktadir. Ayrica hic bir Resullu esnafindan alis veris yapilmayacagina dair, saticilarinin Turkelli beldesine sokulmayacagina dair bilgiler gelmektedir. ne acidir degilmi???
Bir tohumun meyvasi olanlar karsi karsiya getirilmistir. Koy kahvelerinde tartismalar olabilir ama olan olmustur. Sayin resullu koyu sakinlerinin Turkelli beldesinden artik ne isteyebilir??? Yazik degilmi??? O evet oyu kullananlara yazik degilmi?? Bu birlikteligimizin bozulmasina yazik degilmi?? Iki koyu birbirine dusurenlere yaziklar olsun ki bazi onemli kariyeri olan insanlar bile hayir demis. Iste ben bu zihniyeti anlamiyorum. Insan ogretim uyeside olabilir basbakanda…. Halkin gelecegiyle oynayalanlara yaziklar olsun ne diyelim
saygilarimla
Ali kalayci
Lütfen şimdi buradan edebiyat mı derler ne onu yapmayı bırakalım.Sizin hepinizin baştan beri bu köyün bölünmesine müthiş katkılarınız var.Dön geriye aç bu sayfaları oku yazdıklarını sonra otur ve düşün.Yalnız bu değil OĞUZ köylerini böldünüz.Ne durumdayız şu anda onu biliyormusunuz?.Tabi siz bu köyde yaşamıyorsunuz tıs,tıs gülebilirsinizde sıkıntıyı biz çekiyoruz.Birilerinin şahsi menfaati için dinamitlediniz Resül’ün köyünü tebrikler…
türkelli belediyeyi kaybetti diyelim, resullu köyünün kazancı ne olacak
İki köyün arasına bu kini nefreti ekenler inşallah bu kin ve nefretin kurbanı olurlar diyelim türkelli belediyeyi kaybetti, resullunun kazancı ne olacak
siteye ilk defa giriyorum güsel olmuş
emegi gecen herkesi takdir edıyorum
SAYIN ALİBEY BAZEN DÖN VE AYNANIN BİRDE DİĞER YÜZÜNDEN BAK LÜTFEN.BU KONUDA RESULLU KÖYÜNDEKİ BAZI KİŞİLER NE KADAR HATALIYSA TÜLKELLİ BEKDE BAŞKANI VE EKİBİ İSTİSNALAR HARİC O KİŞİLERDEN YÜZ MİSLİ DAHA HATALI .BU KONULARI ÇOK FAZLA DEŞMEYELİM ARTIK LÜTFEN…….
Yorumlar gecici sureligine kapatilmistir.